4 Ağustos 2010 Çarşamba

gugli gugli gugli!


Oturuyorum havuz kenarında kendimce eğlenicem fakat bangır bangır serdar ortaç ve her defasında aynı şarkının anlamlandıramadığım yeri. her şey mi bu kadar anlamsız olmalı, ben orda ayırıp manalandırdığım zamanımda bile boş bırakılmıyorum. şurdan burdan dört bir tarafımdan bombardımana tutulduğum hayatımın bu aralarından kulağıma giren söz konusu şarkı nakaratı bile şöyle, birlikte söylüyorum.

"Sana bir önerim olacak hayatından miky rourke ları at.. "

???

o öyle der gibi yapınca benim böyle anlamam,
korkunç komik değil mi.

şu yoğurdu anlamlandırsak da mı.. yoksa anlamlandırmasak da mı saklasak


mikirop diyormuş.

1 Ağustos 2010 Pazar

repo man

taçını takmayı unutma,

unut gitsin,

bu dünyayı neyin ayakta tuttuğunu sanıyorsun, boynunu mesela?

kurallar..

tasmanı da..

31 Temmuz 2010 Cumartesi

bonjour beni buldu, köpeğim oldu.


Bonjour, ben ve bonjour un kuyruğu. benim kuyruğum bonjour.

Bonjour bildiğin bir köpek. labrador kırması, jack ın son anlarında yanına kıvrılmış vincent renginde. kirli kıvamında birisi.

Çok sevmemin bir nedeni de büyükanneme benzemesi. aynı büyükannem gibi bakıyor.

O nu düşünüyorum, sonra kendimi. o nun için sahibi olmam, benim için de onun peşimde köpek olması nasıl egosantrik bir olay. nasıl mahluklarız biz bonjour diye bonjour la uzun uzun sohbet etmek istiyorum, git temizlen, kendine özen göster diyorum o da kendini yalıyor şöyle bir silkinip biraz da kaşınıyor. ben ise duş alıyorum, saçım rujum derken.. rimel sürmekten bu sıcak günlerde kaçınıyor, işime gücüme bakıyorum.
o ise şu sıcak günlerde kafasını nerde su bulursa batırıp beni güldürüyor.
bonjour u eve almıyorum, bazan dokunmak istemeyip uzak duruyorum. yıkıyorum temizliyorum tarıyorum ama olmuyor temiz olamıyor. az üzülüyorum
hatırladım, o bir köpek biraz pis, aç bir köpek.

bonjour pati ver kızım :))

23 Haziran 2010 Çarşamba

ben angajman oldum

tehlikeli sularda yüzdüğüm olur,

toplumun geldiği noktaya bir bakar mısınız. toplumun geldiği nokta hiç bir zaman bir şeye de benzemedi kendimi bildim bileli. korkarım da bu hep böyle devam edecek. ben de işte oraya geldim. sandalyeye götümü koydum, müzik susar sumaz hiç acımadan rakibimi yere düşürdüm. geriledim kendi kendime konuştum. bana bişey olmaz diyip kişisel efsane bile oluşturdum.

şimdi de dualizm yapıcam işte. başka çeşit çeşit bakış açısı da geliştirmicem.

bitlis in norşin inde, bırakın norşin desinler, nasıl isterlerse öyle konuşsunlar.. kimlikleriyle gurur duyup geleneklerini törelerini, nelerini isterlerse yere göğe sığdıramasınlar.

ama bak sana ne dicem bana içli köfte hamuru oymasını öğreten değerli leçek li kürt dostum kadını: sen oralarda en az 10 çocuk doğurup, kız çocuklarını tarlada evde köle gibi çalıştırıp, çocuklarının ve benim sırtımdan geçinesin, hiç değişmeyesin diye, ben bu ülkede 1 çocuğumun geleceğini maddi manevi düşünüp karamsarlığa düşmek istemiyorum güzelim. az doğur tamam mı, senin geleceğini düşünmediğin çocuklarının geleceğini de ben düşünmek zorunda bırakılıyorum sonra.
bu ayrımcılığa da başlarım yeter artık, hele ki pozitif olanına. yok sinirlenmedim..

not: içli köfteyi eve gelince ben de yaptım ama seninki gibi olmadı, kalın oldu :(