13 Şubat 2009 Cuma

Blossom






















karım ve ben 1972 yılının nisan ayında görkemi ağaçların açan çiçeklerinden gelen bir düğünle evlendik.


ondan önce sevgili bulmakta güçlük çekmişliğim hep oldu. karımın sevgilileri konusunu zaman zaman merak ettiğim de oldu.


aşkın rüzgarda ses çıkartan tepesinde hep üşümek istedim. bir keresinde o yüzden soğuktan sol ayağımın bir parmağı nerdeyse dondu. cee benden uzun bir kızdı, yılda 3 kez görürdüm, her gördüğümde yanında başkaları olurdu. yanındakilerin ona nasıl baktıklarını hala hatırlıyorum sonra cee evlendi, izini yitirdim. tam 4 sene sonra cee yi bir arkadaş davetinde gördüm. ona kocasıyla nasıl tanıştığı sorulduğunda ben ve karım dikkatle onu dinledik.


vee benim fark edemeyeceğim türden bir kızdı, beni farkeden o oldu.


kaa benim en iyi dostlarımdan biridir. ünlü bir yazar olmasada yazdıkları bana olağanüstü gelir. çok sık görüşemesekte birbirimize bağlılığımız hep sürer. kaa tutarlı bir adamdır. bazan çok sıkıcıdır fakat hep ilgimi çeker. gördüğüm en yetenekli yazardır onu okurken hayran olurum. bazan şiir yazar en güzel şiirleri yazar. kaa zaman zaman beni arar bir öykü dinlemeye ne dersin diye sorar, hayır dediğim hiç olmaz.


haberler iyi, birileri hep oldu.

karım ve benim evlendikten bir kaç yıl sonra bir bebeğimiz oldu..

12 Şubat 2009 Perşembe

Kiwi


bugün günlerden 13 Mayıs, yatağa düşeli 4 gün oldu, öksürük ve burun akıntımla yaşamayı öğrenmeye başladım diyebiirim, yanımdan ayırmadığım mendilim, ve burnum kızarmasın diye sürdüğüm kremim ve tabiiki ilaçlarımla yaşamak çok sıkıcı olsada, insan bu hasta olabiliyor.

bugün 13 Mayıs yatağa düşmeden hasta olalı 2 sene oldu, koyver gitsin diyeli 2 ay. ben durdum ben durunca dünyaya öylece bakakalmak değişik bir tecrübe oldu. kabul etmeye gelince daha bilmiyorum. deniyorum.

bugün 13 Mayıs hava rüzgarlı ve sağanak bir poşet yağışı var. markete kivi almaya gittim ordan biliyorum. poşet yağmuruna tutuldum hava da rengarek poşetler uçuşurken içimden bir ses gökten poşet yağıyor dedi. hızlı adımlarla markete girdim. kivi sordum "al abla şurdan seç" diyince genç marketçi bir an durdum ve "yok sen seç" dedim. "artık filmlerin özgür irade, insanı insan yapanın seçimleri olduğu üzerine kurmacalar gibi irsaliyelerinden sıkıldım doğrusu" dedim. marketçi pek anlamadı.

bugün 13 Mayıs bir poşet dolusu kivi ile dönüşte yine poşet yağmuruna tutuldum korunmak için de hemen kivileri boşaltıp kafama poşeti geçirdim.

5 Şubat 2009 Perşembe

phenomenon


Onla bunla aramızda geçen onca mesafeden sonra mesafelerin bile heseplanamayacağı bir düş gördüm dün akşam. ben, tocqueville ve babam benim arabada gidiyorduk. toprak bir yolda ormana daldık. bir süre kimse konuşmadan devam ettik yola. her aynaya bakışımda arka koltukta babamı ve tocqueville gördükçe gözlerime inanamıyor şaşırıyordum.Sessizliği bir söz bozdu "Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev, hayattır"

tocqueville babamı nerden tanıyordu acaba.

3 Şubat 2009 Salı

"Dark" İngilizcede karanlık anlamına gelir


"Dark" İngilizcede karanlık anlamına gelir.


Bir dönem karanlıkta kalmış şaraplar sonunda kadehlerde yerlerini aldı ve aramıza katıldı. ve cam aydınlattı.


Karanlık sulara uğurlanan titanic, titanların gazabına mı uğradı bilinmez ama hayatın karanlık gerçeğini bir kez daha, dünyada olmaz demeyinle bir aşk hikayesine bağlayıp karanlıkta derin sulara demir attı. ve mitoloji aydınlattı.


Bir karanlık, bir aydınlık, bir karanlık şeklinde sürüp gitti. karanlık çağın getirdiği aydınlık şimdilerde yine karanlık çağla isimlendirilmiş karanlık işler çeviren muhafazakar insanla karanlıkta kaldı. haddini bildirmek ise her birinin eline alıp tuttuğu tevrata, kurana, incile kaldı. krizler, savaşlar, paylaşılamayan kaynaklar.. ve bu böyle sürüp gitti.


Rağmen, karanlıkta "Dark"ın "connotation" u ve "tonation" u kardeşçe yaşamayı hep bildi. ve karanlıkta ay doğdu.